<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
	<title>B&#304;R BA&#350;KA &#350;AFAK</title>
	<link>http://birbaskasafak.azbuz.com</link>
	<description>B&#304;R BA&#350;KA &#350;AFAK</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>28 Sep 2006 15:09:34 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>B&#304;R BA&#350;KA &#350;AFAK</title> 
  <link>http://birbaskasafak.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
		<title>SON D&#220;&#350; * Oyhan Hasan BILDIRK&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000008676271</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/86/76/5000000008676271.gif" align='right' border='0'> <p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><b style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></b>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">İkinci katın terasında demleniyorlardı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Öğle vakti, hava tutuşmuş, yanıyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Sanki bu yangın yetmiyormuş gibi terasa önceden düşmüş gölge gide gide kısalıyordu. Biraz sonra terasın zevki kaçacak.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Aşağıda masmavi deniz&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Ufukta nokta nokta gemiler.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">İlkin şakaklarına düşen akları, saçlarının öteki taraflarında da kınalanmaya başlayan, uzun boylu, iri yapılı, esmer tenli, yüzündeki derin çizgileri ilk bakışta sezilen Nazım, sessizdi. Oysa arkadaşını dertleşmek için kendisi çağırmıştı. Şimdi sessizdi. Belki de içini dökebilmiş olmanın rahatlığını yaşıyordu. Çılgın fırtınalar dinmiş, yerini mavi ufuklara bırakmıştı. Onun başını ağrıtan, yıllardır kanayan yüreğini sızlatan dertleri, arkadaşına geçmişti. Bu yüzden olmalı Suat, ara sıra ellerini birbirine kenetliyor, &#8220;ah&#8221;lar, &#8220;oflar&#8221; çekiyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, Nazım&#8217;ı dinledikçe, arkadaşının hayatının da yer yer kendisininkine benzediğini keşfetti. Nazım anlattıkça geçmiş günlerinin ağırlığını yeniden yaşar gibi oldu. Sevinse de daha çok hüzünlendi. Gözkapaklarına nice karanlıkta kalmış resimler çöktü. Hayatının kışları ve yazlarını, ilkbahar ile sonbaharlarını atlayıp sıralı sırasız tekrar yaşadı. Döndü, Nazım&#8217;a baktı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Nazım&#8217;ın gözlerinde gülümseme izleri parıldıyor. Suat alışkanlıktan olmalı, elini arka cebine götürdü. Aradığını bulamadı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ah, bir aynam olsaydı! Bir aynam olsaydı&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ne yapacaksın aynayı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Suratıma bakacaktım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ne göreceğini umuyorsun?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Umduğum yok ama sandığım var.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ne? </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Gözlerindeki parıltıların benzeri, benim gözlerimde de var mı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ayna gerekmez.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Neden? </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yok.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yok mu?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Terasa düşen gölge, biraz daha kısaldı. Geldi, Nazım&#8217;ın kaşlarının üzerine kondu. Nazım elleriyle kaşlarının üzerine düşen güneşi, kovalamak istedi. Olmadı. Suat da güneşte kalmıştı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Her şey sırasıyla&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Benim sıram geçti mi demek istiyorsun?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Belki&#8230; Ama benim söylemek istediğim bu değil. Kafam kıyak, toparlayamıyorum. Üstelik güneşte kaldık. Salona geçelim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Güzelim denizi dışarıda bırakıp içeriye mi kapanacağız?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yok, deniz orda. Yerinde duruyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Peki. Nasıl istersen öyle yapalım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Masanın üzerinde kırık derik ne varsa yanlarına aldılar, salona geçtiler.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Nazım, serinleticiyi çalıştırdı. Sıcaktan Suat&#8217;ın alnında yer yer biriken damlacıklar, kayboldu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">İkisi de denize baktılar yeniden. Gerçektende deniz, yerinde duruyor, mavilerinin en güzelini giyinmiş, fıkır fıkır tütüyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Demek öyle ha, Nazım? Yıllardır aynı yatağı paylaşmıyorsunuz?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet, ne orada, ne burada. Yanına gitsem, yaz kış hep salonda yatıyorum. O buraya gelse, balkondaki şezlong bana ayrılıyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Aranızda başkası mı var?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Araştırdım. Aramızda üçüncüler yok.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Emin misin?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Nazım, aniden nemlenen gözlerini Suat&#8217;tan saklamak istedi. Şampanya açmak bahanesine sığındı, mutfağa geçti. Aradığını bulmuş olmanın keyfiyle salona döndü.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Patlatalım mı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Neyin şerefine?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Özgürlüğün&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Anlamadım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Konuştukça açıldım, kendime geldim Suat. Senin dürtmelerin de önümü görmemi sağladı. Yolumun üzerinde duran taşları kaldırıp atmalıyım artık.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Saçmalama.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Saçmaladığım yok.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Pişman olacağın kararların peşine düşme.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Biliyorsun Suat, zaman zaman sana anlattım. Bütün ömrüm pişmanlıklarla geçti benim. Karımı okşayamadım, çocuklarımı doya doya koklayamadım. Aramızda görünmez bir perde vardı daima. Bu perde bizi her zaman birbirimizden öteye itiyor. Şimdi de öyle. Şükür, hiç kimseye muhtaç değilim. Zaman zaman bunca servetin içine tüküreyim diye düşünüyorum. Keşke evinin erkeği yoksul biri olsaydım diye hayıflanıyorum. Ama şimdi? Hepsi geçti.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ölçüp tarttın mı? Yanılmayasın?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kalbim üşüyor, Suat. Kalbim üşüyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Desene sana kalbini ısıtacak biri gerekiyor&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bulalım öyleyse&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Biri var gibi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hani aranızda üçüncüler yoktu?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yok.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Peki, &#8220;Biri var gibi&#8221; ne demek?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Onun da haberi yok daha. Derneğin tiyatro çalışmalarında bana olan yakınlığını hissettiğim biri. Aşağı yukarı aynı yaşlardayız. Yazları buraya geliyormuş. Yalnızmış&#8230; </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Benim tanıdıklarımdan mı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet ama kim olduğunu asla çıkaramazsın. Zaten haberi de yok. Benimkisi bir umut&#8230; Sadece yeşereceğine aklım kesiyor. Onu görünce, heyecanlanıyor, kalbimin ısındığını biliyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Peki, nasıl çözeceksin bu işi? Ona nasıl açılacaksın? Çocuklarının anasına ve çocuklarına olanı biteni, olacak olanı nasıl anlatacaksın?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sen demez miydin her şeyin bir yolu vardır diye?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Dostum, o sözün gelişi. İş başa düşünce, bütün kapılar adamın yüzüne kapanır, kilitlerin tamamı paslanır.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Deme?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ama öyle değil mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Alaaddin&#8217;in Arap&#8217;ını unutma. En umulmadık bir zamanda, çare anahtarları insanın avucuna düşer.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Nazım, ben seni biliyorum. Zorlanırsın&#8230; El ağzına bakarsın.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bu noktadan sonra mı? Zor mor değil&#8230; Çocuklarım büyüdü, palazlandı. Kendi yuvalarının sahibi oldular. Say ki ağzımda bir çürük diş var. Bütün iş, bu çürük dişi çektirmeme kalıyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ben yine de, bu dediklerini ayık kafayla yeniden düşün derim. İnsan, sonradan pişman olacağı kararların peşine düşmemeli. Hayal bile olsa onların rüyalarını görmemeli.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ben hep acı rüyalar gördüm Suat. Şimdi piştim&#8230; Hayatta yapayalnızım biliyor musun? Analarının şerrinden ya da nazından, çocuklarım bana soğuk duruyor. Bizimki bankadaki hesabını büyütmenin peşinde sadece. Aynı zamanda yurtdışından emekli işçiyim ben. Belki bunu bilmiyordun. İnanır mısın, yıllardır emekli maaşımı bile kendim almıyorum. Buradaki dairelerimin ve diğer akarlarımın bütün gelirlerini de her gelişinde kuruşu kuruşuna hesaplayarak karıma veriyorum. Bütün bunların karşılığında da her zaman yatağımda yalnız yatıyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bak, bunları bilmiyordum ve keşke öğrenmeseydim de.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Öğrendin. Seni sırdaşım saymasam, sana açılmazdım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sırdaş olmak&#8230; Heybedeki turpun en büyüğünü yüklenmek demek.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Belki&#8230; Senin &#8220;üçüncü&#8221; dediğinle aramda hiçbir şey yok. Eli, elime değmedi. Kendisiyle ilgi olarak benim düşündüklerimin tekini bile bilmiyor. Öğrense, belki de gülüp geçecek ya da çok kızacak.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Son dediğin çıkarsa, ne yapacaksın? Yıkılmaz mısın?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bu, benim son düşüm. Neye çıkarsa çıksın, yapılması gerekeni denemek istiyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Araya girelim, yardımcı olalım mı? Gerçi senin Arap&#8217;ın varmış ya&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- O bir latife, umut.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yok, son düş&#8230; Öyle dedin ya! Onlardan birini, balkondaki askıda da gördüm ben. Uçmaya hazır uçak modelini nerden buldun da astın oraya?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bir milyoncularda çok var. Ordan aldım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ama niçin uçak? Bunu sorabilir miyim?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- İçimde bir his var Suat. Ansızın uçup gidecek, uzayın dışına çıkacakmışım gibi bir şey bu. Henüz adını koyamadım. Üstelik böyle bir durumdan da korkmuyorum. Alnımın yazısı neyse, öyle olsun diye zamanın eline bıraktım kendimi. O gördüğün model uçak, çocuk ruhumu alıp en uzaklara götürecek, üşüyen kalbim ısınsın diye.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Düşünüyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Neyi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- İçki başına vurmuş olmasın?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Vursa, dilime söz olup dökülenleri anlatamazdım sana. Üstelik ilk defa çok ciddi olarak bütün sırlarımı da döktüm. Senin deyiminle en ağır yüklerimi vurdum omuzlarına, artık sen taşıyasın diye.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Taşımak istemesem, çok erkenden çeker giderdim buradan. Ama kararlısın değil mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet, kararlıyım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Son kararın mı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Son kararım&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sakıncası yoksa, benim tanıdığımı söylediğin bayana, niyetini açıklayayım mı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Asla. Aramıza bir başkasının girmesini istemiyorum. Bu defa kendi işimi kendim görmek istiyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kurt gibi mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kurt gibi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hayırlısı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Teşekkür ederim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Vakit ilerledi. Nerdeyse akşam oluyor. Mavi denize kıpkızıl yakamozlar düşmüş. Ben gitmeliyim artık. Ama merak ediyorum; ona nasıl açılacaksın? Sen başkalarıyla, hele bir bayanla rahat konuşamazsın ki?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Biliyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Peki, ne yapacaksın?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bu akşam ona içimden geçenlerin tamamını bir mektuba dökerek tek tek anlatacağım. Niyetimi açıklayacağım. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yoksa ona mektup mu atacaksın? Bu, şık olmaz.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hayır, atmayacağım. Çok kere beraber yürüdüğümüz koşu yolunda ona kendim vereceğim, mutlaka okumasını ve bana düşündükten sonra karşılık vermesini isteyeceğim. Bu akşam Ali de gelecek&#8230; Keşke sen de kalsaydın. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Dernek başkanı Ali mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Niçin gelecek?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Tiyatro salonunu ayarlamak için komşu ilçeye gideceğiz birlikte. İlk bağlantıları yaptık. Oraya gitmemiz gerekiyor. Afişlerimizi asıp hemen geri döneceğiz. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Neden hemen?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sabah, koşu yolunda pembe eşofmanlıyı bekleyeceğim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Günaydın demek için mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Haydi hayırlısı&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Akşam alacasıyla birlikte Suat, kendi evinin yolunu tuttu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Akşam güneşi, mavisini yavaş yavaş kaybeden denize düşecek gibi. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Bütün binalardaki ilk ışıklar kör kör yanmaya başladı. Deniz kokusunu emmiş meltemler, Suat&#8217;ın saçlarında geziniyor. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ah, bu rüzgâr! Yüklendiğim sırları alıp götürse&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bana mı dedin?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, bu soruyu soranı sesinden tanımıştı. Hüseyin&#8217;di bu. O da kendisi gibi şairdi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Hüseyin geldi, Suat&#8217;ın koluna girdi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Arabam burada. Seni evine bırakayım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kendim giderim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Olur mu canım? Zaten yolum sizin oradan geçiyor. Haydi nazlanma da, arabaya gidelim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Peki. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Hüseyin, Suat&#8217;ı evine bıraktı. Sabah komşu ilçede buluşmak için sözleştiler. Orada Şairler ve Yazarlar Derneği&#8217;ne uğrayacaklar, cumartesi günleri halka açık olarak sürdürülen şiir okuma dinletisine katılacaklardı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, kapı ziline bastı. Evine girdi. Akşamın rengi; bütün şehri denizi, ovası ve dağıyla kuşattı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Sabah, kızılca kıyamet bir telefon sesiyle başladı. Bir türlü susmak bilmeyen telefon sesine hemen herkes aynı anda koştu. Herkesten önce ahizeye uzanan Zehra&#8217;nın ilkin yüzü asıldı, kekeledi, yutkundu. Telefonun ahizesini yanı başında bekleyen Suat&#8217;a uzattı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sana.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hayırdır. Kötü bir olay mı var?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kendin bak!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Efendim? Bir daha söyler misiniz? Dediklerinizi tam anlayamadım. Durmayın, kâğıt kalem getirin. Ne zaman? Sabaha karşı mı? Yanında başkaları da varmış mı? Hemen geliyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat&#8217;ın yüzü kireç gibiydi. Oturup rahatlayacak bir yer aradı. Köşedeki kanepeye çöktü.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kime ne olmuş?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Nazım ölmüş!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- İnanamam!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ben de öyle ama gerçek olan bu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ne zaman?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Az önce&#8230; Üzerinde bizim telefon numaramız çıkmış. Bu yüzden bizi aramışlar.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ne yapacaksın?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hemen gitmem gerek. Nazım&#8217;ın hiç kimsesi yok burada.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Elini, yüzün yıka, ferahla. Kendine gel. Çantanı hazırlarım şimdi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Biriniz, İzmir&#8217;e bilet ayırtsın.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- O işi bana bırak baba. Nazım amca için üzüldüm.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hepimiz üzüldük&#8230; Ama neye yarar?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Suat, çantan hazır.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Geldim. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Biletin ayrıldı baba.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Anladım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, beklemedi. Aklında bin bir umut ağacı filizlenirken, yola çıktı. Belki ilk anda insana bıkkınlık veren yolculuk düşüncesi, arkada bırakılan yollara baktıkça, kendi kendine sönüyordu. Ya bir manzaraya takılıyorsunuz, ya da yangın yerinde gördüğünüz boyası henüz capcanlı duran küllerin arkasındaki ele kızıyorsunuz. Suat&#8217;ın kafasında alaboralar&#8230; &#8220;Neyi, nasıl yapmalıyım/&#8221; soruları, yakasını bırakmıyor. Gözlerinin önünde sevimsiz kareler uçuşuyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Sonunda yol bitti. Suat, türlü ilaç kokularının sindiği hastane koridorlarının hangisine yöneleceğini kestiremediği için, kıpış gözlerinin ucuyla gördüğü cep telefonunun numaralarını çevirdi. Durmadı, onu hemen kulağına götürdü.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Oh, nihayet!.. Aradığı sıcak sese ulaşabilmenin mutluluğu gözlerine düştü.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Üçüncü kat, giriş holünün sağındaki ilk oda mı?&#8221;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- ?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Anladım. Görüşmek dileğiyle, hanımefendi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Önünde aniden kapısı açılan asansörü gören Suat, sıra mıra var mı, yok mu diye düşünmeden, içeriye daldı. Bereket kalabalık yoktu ve kendisini ayıplayacak birileri de çıkmadı. Üç numaraya dokundu, asansör yükselmeye başladı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Sonra güneşi içen holü gördü, kapıya yöneldi. Kendiliğinden açılan kapıdan geçti, sağdaki ilk odaya girdi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Tek yataklı bu odada, doktor ya da hemşire olan sarışın, zayıf bayandan başka kimseler yoktu. Başucu sehpasının üstünde ağzı bağlanmış bir seyahat çantası vardı. Sanki Nazım, bu odadan hiç geçmemişti. Duvarda &#8220;öldü&#8221; notu görülen hasta dosyası asılıydı sadece. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Başınız sağ olsun! Hasta, yakınınız mıydı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Teşekkür ederim. Yakınım değildi ama arkadaşımdı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Cep telefonundan numaranızı bulduk. Hoş, yanında size verilmek üzere yazdığı bir mektubu da bulduk. Mektup, çantada.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sonra bakarım&#8230; Şimdi ne yapmam gerekiyor, söyler misiniz?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ceset, morgda.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, &#8220;morg&#8221; sözüyle irkildi. Bunu gözlerinden ince ince süzülen damlacıklarla açığa vurdu. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Affedersiniz, isminizi bağışlar mısın? Size ihtiyacım olursa, arayabilir miyim?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Güleser&#8230; Elbette arayabilirsiniz.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Görüşme, bitmişti.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, odada yalnız kalmıştı. İlkin ne yapmalı, bütün işleri ırıp[<a href="http://birbaskasafak.azbuz.com/writeArticle.jsp?parentCategoryID=181509#_ftn1" target="_blank" class="pageLinks"><span><span style="mso-special-character: footnote"><span><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">[1]</span></span></span></span></a>]ına ne şekilde koymalıydı? Farkında olmadan çantaya uzandığını anladı. Vazgeçmek istedi fakat aradığı o çantanın içinde olmalı diye düşündü. Fermuarı çekti, en üstte Nazım&#8217;ın cep telefonlarını gördü. Önceden bildiği telefonu aldı, pencere kenarına gitti. Ulaşabileceği numaraları aramaya başladı. Eşine ve çocuklarına haber verdi, kardeşine duyurdu.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Eşi, Nazım&#8217;ın ölümüne kayıtsız kaldı. Sanki duyduğu haber, onu hiç etkilememişti. Gelirim melirim bile demeden, telefonu kapattı. Kızı hemen yola çıkacağını, mümkünse kendisini beklemelerini istedi. Kardeşi da akşam orda olacağını söyledi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat&#8217;ın şimdilik yapabileceği bir şey yoktu. Gelecek sabahı bekleyecekti. Yatan hasta kabul odasına gitti. Güleser&#8217;i sordu. Olanı biteni, ona anlattı ve Nazım&#8217;ı ancak yarın morgdan çıkarabileceklerini söyledi. Kendi çantasını omzuna astı, Nazım&#8217;dan arda kalanı eline aldı. Kendi kendine söylendi:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Gittin, kurtuldun! Fakat zor olanı bana bıraktın be Nazım, bana bıraktın. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Polikliniklerin olduğu alt kata indi. Tıka basa dolu olan kantine girdi. Güç bela bir simitle çay aldı, boşalan sandalyelerden birine oturdu. Gelecek olanları bekleyecekti. Hastane bahçesinde, bir oturağın üzerinde sabahlayacaktı. Hoş, bir otele gitse, kendisine yer ayırtsa, öldür Allah uyuyamazdı. Kafası allak bullaktı. Nazım&#8217;ın aniden gelen ölümü, onu yıkmıştı. Hele kendisine verilen mektubu açıp okuyunca, omuzlarının kendisinden istenen son görevin ağırlığıyla çöktüğünü anladı. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Bin bir sıkıntıyla dolu gece bitti, sabah güneşiyle birlikte telefonu çaldı. Kızı hava alanındaydı, Nazım&#8217;ın kardeşi de yanındaydı. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Size çok zahmet verdik! Birkaç dakikaya kalmaz, orada oluruz.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ne zahmeti? Ben insanlık görevimi yapıyorum. Üstelik babanız, benim can dostumdu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Teşekkür ederiz.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Zaman, yerinde durmuyor, küheylanlarının peşinde koşturuyor.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Geldiler, morga gittiler, çıkış işlemlerini bitirdiler. Nazım son yolculuğuna uçakla çıkacak ve köyünde toprağa verilecekti. Suatla helalleştiler.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Dönüş yolunda Suat, bir hayalden ötekine uçtu. Kulaklarındaki sesler bir türlü dinmedi:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- &#8220;Uçmaya hazır uçak modelini nerden buldun da astın oraya?&#8221;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- &#8220;Bir milyoncularda çok var.&#8221; </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- &#8220;Ama niçin uçak?&#8221; </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- &#8220;İçimde bir his var Suat. Ansızın uçup gidecek, uzayın dışına çıkacakmışım gibi bir şey bu. O gördüğün model uçak, çocuk ruhumu alıp en uzaklara götürecek, üşüyen kalbim ısınsın diye.&#8221;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, birkaç gün sonra anca kendine gelebildi. Mektubu hatırladı, pembe eşofmanlı kadını bulmalıydı. &#8220;Yarısı yaz, yarısı kış&#8221; sayılan ağustos ayının bir sabahında, güneşin henüz doğduğu saatte Suat, sahil boyunca uzanan koşu yoluna indi. Sabah yelinin getirdiği deniz kokusunu bol bol ciğerlerine çekti. Aklı başına gelmiş, omuzlanıp beraberinde getirdiği hüzünleri erimişti. Son görevini yerine getirmeli, gözü gibi sakladığı, başkalarından sakındığı mektubu, asıl sahibine vermeliydi. Kendisine bırakılan zarfın içinde iki mektup vardı; biri kendine yazılmış, öteki pembe eşofmanlı kadına. Suat emanet olarak kendisine bırakılan ve zarfının içine konan öteki mektubu, asla açmadı. İçinde ne var diye de merak etmedi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Sahilde tek tük, erken saatte denize girenler&#8230; Umutlarının akınına denizi yalar gibi uçuşan martılar. Sessizlik.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Uzaktan pembe eşofmanlı kadın göründü. Her zamanki gibi koşu yolunda sabah yürüyüşünü yapıyordu besbelli. Suat&#8217;ın başka çaresi yoktu, bekleyecekti.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Öyle yaptı, bekledi. &#8220;Ya pembe eşofmanlı kadın, beni tanımazsa?&#8221; diye düşündü. &#8220;Ya mektubunu ona veremezsem?..&#8221; diye ekledi. &#8220;Atla deve mi sanki?&#8221; dedi, &#8220;Ne olursa olsun, mektubu sahibine vermeliyim!&#8221;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Günaydın efendim!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Günaydın&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Nasılsınız?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- İyiyim. Ya siz?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bildiğiniz gibi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bir yaramazlık yok ya?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Şükür! Siz sabah sporu yapmazsınız, öyle biliyorum. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Şimdi niçin buradasınız?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Sizi görmek istemiştim&#8230; Biliyorsunuz&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet, her şeyi biliyorum. Ne kadar üzüldüm, bir bilseniz&#8230;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ben de öyle. Ama ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyor. Nazım, size vermem için bir mektup bırakmış bana. Onu size verebilir miyim?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hayır!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hayır mı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Evet! Nazım, benim son düşümdü. Yarım kalan son düşüm! Mektubu okursam, düşümün büyüsü bozulur, biliyor musunuz? Son düşümün büyüsü bozulur. Hayır, o mektubu istemem. Sizde kalsın.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Suat, beklediği bir sonuçla karşılaştığına sevindi. Pembe eşofmanlı kadının arkasından koşmadı. Yüreğinde ağırlığını taşıdığı mektubu, denize attı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Kim bilir, belki de iki insanın son düşlerini balıklar okur diye.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><i style="mso-bidi-font-style: normal"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">7 Ağustos 2008</span></i></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">&nbsp;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><b style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Oyhan Hasan BILDIRKİ <span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;</span><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;</span></span></b></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 22.7pt"><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">&nbsp;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><font face="Times New Roman" size="3">&nbsp;</font></p><div style="mso-element: footnote-list"><br><font face="Times New Roman" size="3"><hr align="left" size="1" width="33%"></font><div style="mso-element: footnote"><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><a href="http://birbaskasafak.azbuz.com/writeArticle.jsp?parentCategoryID=181509#_ftnref1" target="_blank" class="pageLinks"></a><font face="Times New Roman" size="2">[<span><span style="mso-special-character: footnote"><span><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: 'Times New Roman'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">[1]</span></span></span></span>] Irbına. Yoluna, sırasına.</font></p></div></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>7 Aug 2008 07:59:59 GMT</pubDate>
		<guid>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000008676271</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>&#199;EK&#304;RGELER * Oyhan Hasan BILDIRK&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007626845</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td>   I.<br>      Atmışlı yıllardan sonra, tek tük de olsa, sokaklarımızda veya caddelerimizde onlara rastlamaya başladık. Heybetli görünmelerine rağmen, hem utangaç, hem sıkılgandılar. Bu yüzden olmalı, sanki ışıktan, ulu orta meydanlardan kaçar gibiydiler. Yeni elbiselerinin üzerinde, iğreti duran şapkaları, boyunlarında da, bıraksan kaçıverecek gibi olan kravatları, papyonları vardı. Tıraş olmayı sevdiklerinden midir nedir, yüzleri ayna gibi parlıyordu. Yalnız bu aynada palabıyıklar, birer leke gibi duruyordu.<br>      Doğudan gelen trenlerden birer birer indiler. Çok geçmedi, her yanı, bütün sokakları, güzelim caddeleri, ulu orta meydanları doldurdular. Fakat onca çokluklarına karşılık, yine ürkektiler, çekingendiler. Kızlarımızın davetlerini, geri çeviriyorlar, erkeklerimizle bile arkadaşlık kuramıyorlardı.<br>      Son yıllara kadar, yalanım yok, güldüklerini, neşeli olduklarını görmedim. Üstelik fazla konuşkan da değiller. Tezgâh başında olsun, cadde kenarında olsun, daima suratlarını asarlar, arada bir; "Oh! Of!" diyerek, bağırlarını döverler.<br>      Ben, Albert Klaus... Nedense bu adamları sevemedim. Komşularımız da öyle. Onlar gelmeden önce her şeyimiz apaçıktı. Gizlimiz kapaklımız yoktu. Ama onlar gelince, işler karıştı. Hep birlikte gizlenme, saklanma, huylarımızı değiştirme ihtiyacını duyar olduk. Onlarla bizim aramızda saydam, ses geçirmez, sevgiye fırsat vermez, soğuk, sağır bir duvar uzadıkça, uzadı.<br>      Ben, Albert Klaus... bu adamları, dedemden çok dinlemiştim. Dedem, Çanakkale'de, Yemen'de, Gazze'de bulunmuş. O anlatır, ben devler, perilerle dolu bir dünyanın hayâl mi, gerçek mi olduğunu bir türlü kavrayamadığım sihirli ufuklarında, korkuyla dolaşırdım. Dedem, onları yakından tanımış, evlerinde görmüştü. Onların dostluklarına, cesaretlerine, her insana aynı gözle bakmalarına, sofralarındakini başkalarıyla paylaşmalarına, fedakârlıklarına tutkundu. Savaştan nefret etmesine rağmen, bu iyi savaşçıları çok severdi. "Onlarla" derdi, "Biz, bugün ayaktayız! Çünkü, yüzyıllar önce burnumuzun dibine geldiler, bizi kamçıladılar. Kamçıyı sırtımızda hissettikçe uyandık, güçlendik. Sonra aynı cephede silah arkadaşlığı yaptık. Onlar bize de, bir avuç cesaretle, ordular bozmayı, sarmayı, yarmayı öğrettiler. Ama, ah şu siyaset?.."<br>      Dedem sustu! Rehberimiz kargalar oldu.<br><br>      A<br>      Ben, Aydınlı Poyraz'ım... Doğduğum, şirin, küçük, bereketli topraklara sahip kasabamda, nedense "Foyraz" derler bana. "Ülen, bu adı nerden buldun?" diye takılırlar. Neşeliysem, güler geçerim. Azıcık sıkıntım varsa, dardaysam, burnumdan öfke solur, takılanlara kızar, esip yağarım.<br>      Babamın himmetiyle, "Çok Yönlü Kalkınma Kooperatifi'ne üye olmuştum. Üç beş delibozuk, ağız birliği yaptık. Almanya'ya yazıldık. Bu iş, sonraları, bir sevda oldu, yüreğime oturdu. Düğün dernek neymiş, hepsini unuttuk. Gözlerimiz yolda, umudumuz postacının çantasında, bekledik.<br>      Bir gün; "Kâğıtların gelmiş!" dediler. Koştum. Göz aydıncılara ikrâmda bulundum. Elime tutuşturulan zarfın üzerindeki yazıyı çatpat okudum: "Foyraz Yürekli." Güldüm.<br>      Sordular:<br>      - "Hayrola, ne var?"<br>      - "Yok bir şey!"<br>      - "Canım, niye gülüyorsun öyleyse? Ortada açık bir şey mi gördün?"<br>      - "Yoo!"<br>      - "Eee?"<br>      - "E'si, bunlar bizden olmalı. Baksanıza, onlar da adımı Foyraz diye bellemişler."<br>      Kahkahalar arasında, eksik evraklarım tamamlandı. Yolculuk, ayrılık, gurbet telâşına düştüm. Çünkü bizim, asker ocağından başka, bilip gördüğümüz, tanıdığımız gurbet mi var?<br><br>      II.<br>      Adı, Poyraz Yürekli. Benim bahçıvanım. Geleli birkaç gün oluyor. İşine düşkün, çalışkan. O da, diğerleri gibi her gün tıraş oluyor, kokular sürünüyor, bıyık bırakıyor. Fakat, onlardan farklı bir tarafı var. İşçi tulumunu giyince hüzünleniyor, olanca gücünü işine veriyor. Besbelli, hüznünü, iç sıkıntısını unutmak istiyor. İşini bitirip, sırtından tulumunu çıkarınca, hürriyetine henüz kavuşmuş olanların sevincini yaşıyor.<br>      Yalanım yok! Gözüm hem kendini, hem işini tuttu. İşinin ehli, hünerli. Ufak tefek hediyelerimi, hele birayı, geri çevirmiyor.<br>      Yalnız!<br>      Ne yalnızı? Hangi yalnız?<br>      Yalnızlar, saymakla tükenmez!<br>      Dul hemşireme yüz vermiyormuş. Komşu kızlarına aldırmıyormuş. Karımın komplimanlarına ses çıkarmıyormuş. Arada bir, geceleri, eve geç dönüyormuş. Dilimizi de sevmiyormuş.<br>      Anlayacağınız, kabahati çok.<br>      Hele, hele?<br>      Kiliseye hiç gittiği yok!<br><br>      B<br>      Delinin zoruna bak... Adamın işi, gücü yok. Kalıbı, ensesi, keyfi yerinde. Hani zamandır dinime, imanıma karışır oldu. Sağda solda beni kolluyor. İnancımı yaşamalıymışım.<br>      Elbette!<br>      Ama nasıl?<br>      Bir yabancı toprağa düşmüşüm. Yönümü kestirmem, kıbleyi bulmam güç. Yakınımda, yamacımda bir tanıdık da yok. Yüzümü yere eğip, gâvura mı sorayım?<br>      Onu da denedim. Bir ikisi, kem küm etti. Anladı veya anlamadı. Her biri, bir başka yönü gösterdi. Şaşırdım, kaldım. Allah büyüktür, bağışlar. Bu umutla yaşıyorum. Buna yaşamak denirse, tabii?<br>      Şu süsenler, niye solmuş öyle? Sarmaşıklar da sarı lekeler... Madam Klaus değil de, herifin arsız kardeşi bayan Maria var ya, bu süsenlere, sarı lekeciklere bayılıyor. Varıp altlarını bellemeli, suya doyurmalı onları. Toprak altüst olunca, kana kana suya doyunca, süsenler ayılır, sarı lekecikler kaybolur. Bayan Maria, kızarmış!..<br>      Varsın, kızsın. Umurumda mı?<br>      Cümle kapısı açıldı. Bayan Maria, balkondan sesleniyor:<br>      - "Az içeri gelsene Foyraz."<br>      Gittim.<br>      Evde kimsecikler yok! Salonda in-cin top oynuyor. Yan odanın yarı açık kapısından, hafif bir müzik sesi geliyor. Bayan Maria, saçlarıyla oynuyor. Tarak olmuş parmaklar, sarı saçları yol yol açıyor. Ortalıkta, adamın gönlünü çelen, aldatıverecek gibi olan lavanta kokuları. Barda biri dolu, iki kadeh duruyor.<br>      Fakat ben, inanır mısınız bilmem, bütün renklerden değil de, ille sarıdan, sarışından nefret ederim.<br>      Nasıl oldu bilmem, bayan Maria, saçlarıyla oynamayı bıraktı. Bana doğru uzandı, silkindi.<br>      Dizbağlarım çözüldü. Acaba yanlış mı görüyorum? Rüyada mıyım. Taş gibi, çırılçıplak bir kadın, işte karşımda duruyor. Gözlerinde manalı gülücükler...<br>      Fakat ben, sarışınlardan nef...<br>      Dudaklarım alev alev yandı. Kalbim, demirci körüğü gibi çalışıyor. Poyraz, amansız bir kasırganın avcına düşmüş.<br>      Yan odaya geçemedim. Daha doğrusu, bir tuzağa sürüklenirken, ayıldım. Bayan Maria'nın suratında patlayan tokat sesine, kapı zili karıştı.<br>      Kapıda Albert ve çocukları. Bozum oldum. Utandım. Kulaklarımda bayan Maria'nın sözleri:<br>      - "Ne pahasına olursa olsun ben, bunu sana ödetirim Foyraz."<br>      Süsenlerle, sarmaşıklarla birlikte, yerin dibine geçtim!<br>      Ben, Poyraz Yürekli.<br>      Ama, ne yürekli?<br><br>      III.<br>      Bilmez miyim, kabahat bizim yosmada. Fakat karıma, çocuklarıma ne demeliyim?  Hemşirem, basılmanın etkisinden olacak, odasına kapandı. Uzun zaman dışarı çıkmadı. Sonra gözlerine kan oturmuş, salona döndü. Hiç birimizle konuşmadı. Aklı, fikri Poyraz'da olmalı, bahçeyi gözleriyle taradı.<br>      Poyraz yoktu.<br>      Biz, cümle aile suskunduk!<br>      Belki de katılıp kalmıştık.<br>      Aldırmadık.<br>      Hemşirem, umudunu kesmiş olmalı ki, hıçkırıklarını koyuverdi. Bağıra, öğüre ağladı.<br>      Doğrusu, içim parçalandı.<br>      İlktir, onun hakkında kötü düşündüm.<br>      - "Alacağın olsun Poyraz!" dedim.<br>      Hemşiremin neşesi yerine geldi.<br>      Sabahı, ailenin büyükleri, karım, ben ve hemşirem birlikte toplandık. Durumu görüşüp, bir karara varacaktık. Teklif, Maria'dan gelmişti. Başını alıp giden Poyraz, ne bütün gece, ne de şu vakte kadar eve döndü. Besbelli, gizli bir köşede, utancının azabını yaşıyordu.<br>      Durumunu kavrar gibi oldum. Artık, ondan bize fayda yoktu. O, dönüşü olmayan bir yolu, henüz adımlamaya başlamıştı. Belki bana kızıyor, üstüne çullanmadığım, onlarca uygun olan davranışta bulunmadığım için de sövüp sayıyordu. Maria, hazırladığı oyunu, başarıyla sürdürememiş, tuzağının kelepçesini boş bırakmıştı. Bu yüzden de, oldukça üzgün görünüyordu.<br>      Bekledim. Konuyu, o açsın, istedim. Karım, aradan sıyrıldı.<br>      - "Ben" dedi, "bu konuda kararsızım. Siz, iki kardeş, neyi arzularsanız, ben de o yolda, size katılırım. İzninizle!"<br>      Gönlüm karardı. Fakat, salon genişledi, ağır kapı üstümüze kapandı.<br>      Ben, Maria'ya baktım. O da, bana!<br>      Olacak gibi değil.<br>      Öksürüp, aksırdım. Söze başladım.<br>      - "Görüyorsun!" dedim, "Poyraz, yok artık!"<br>      - "Öyle!"<br>      - "Ne düşünüyorsun?"<br>      - "Gururumu!"<br>      - "Bunu, önceden düşünseydin..."<br>      - "O zaman aklım başımda değildi. Foyraz'dan ümitlenmiştim. Duruşunun, çalımının, sakinliğinin, sihirli gözlerinin esiri olmuştum. Kadınsızlığını kamçılayıp, onu elde edebileceğimi sanmıştım. Ne yazık ki, yanılmışım!"<br>      - "Öyle görünüyor."<br>      - "Evet, öyle."<br>      - "Nasıl bir çıkış yolu düşünüyorsun?"<br>      - "Önce, işten atalım. Başka işyerlerine, bana yaptıklarını anlatalım. Burnu sürtülsün. Pes etsin, ayağıma düşsün. Özür dilerse, gelip buyursun, evimin direği olsun."<br>      - "Peki. Ya gelmezse?"<br>      - "Az da olsa, ümidim var."<br>      - "Haydi, hayırlısı!"<br>      Alınan kararı, hemen uyguladık. Poyraz'ı, dört yanından sardık. Elini, kolunu böğründe bıraktık.<br>      Tam ayrılacaktım, Maria seslendi:<br>      - "Albert!" dedi. "Bir mesele daha var. Bütün gece, huzursuzdum. Çekirgelerin akınına uğradım. Sanki hepsi, Foyraz olup oturmuşlardı. Beni, seni, bayan Klaus'u, çocuklarınızı, hemen herkesi, her şeyi, iliklerimize kadar sömürüyorlardı. Kaçmak için, köşe bucak aradım, bulamadım. Bütün her şeyi doldurmuşlardı. Binlercesi uçuşuyor, konacak, sömürecek bir şey arıyorlardı. Bu korkunç çekirgelerin akını, sabaha kadar sürdü. Uyanmasam, devam edip gidecekti. Ne dersin?"<br>      - "Çok ilgi çekici!" dedim.<br>      Dedim ya, Maria'nın "çekirgeler akını" sözüne tutuldum. Onlar, gerçekten çekirge gibiydiler. Bizi, dört yanımızdan sarıp kuşatmışlar, inançlarımızı, sevgilerimizi, göreneklerimizi, medeniliğimizi, elimizdeki ekmeğimizi dipten doruğa, kemiriyor, kemiriyorlardı.<br>      Onlara, adı ister Poyraz olsun, ister Foyraz, hemen hepsiyle de, bütün varlığımızla baş etmeğe çalışmalıydık. Yoksa, bu akın, bir tufana dönüşecek, ayağımızın altındaki toprakları, ansızın çekip alacaklardı.<br>      Karım, ben ve Maria, savaş bayrağını açtık. Kalabalıklar, umulmadık bir sayıda, sokağa döküldü. Büyüdük, herkesin dikkatini çektik. Tehlikeyi haykırdık!<br>      - "Türkler, dışarı!"<br><br>      C<br>      Sözüm ona, medeni dünyada yaşıyorum. Az buçuk, ben de uygar sayılırım. Ülkemde, Avrupa'ya, bu medenî dünyaya en yakın uçta yaşamıyor muyum? Çalışmakmış! Fazlasını verdim, köle oldum. Bir Maria'nın gönlünü almadım diye, barbarlara karıştım. İşimi de kaybettim. Medenî yürüyüşmüş! Hak aramakmış, ha? İçine tüküreyim. Çekirgeler gibi sokakları dolduracaksın. Ulu orta konuşacaksın. Bunca adamı tedirgin edeceksin, korkutup ürküteceksin. Olmazsa, kapı dışarı edeceksin!<br>      - "Bütün Türkler, dışarı!"<br>      Oh, ne âlâ!<br>      İşsizlik, canıma tak etti. Hangi kapıyı çaldımsa, ellerim boş, çevrildim. Çeşitli hakaretlere katlandım. Niçin?<br>      Hepsi yalan! Bunca tuzaklar birer masal!<br>      Bizi, körpe yaşta çektiler buraya. Aklımızdan, gücümüzden, işimizden faydalandılar. Alın terimizin karşılığını bile, on-ların kasasında sakladık. Uzaktaki ülkemizden gelen seslere aldırmadık. Daha çok kazanabilmek hırsına kapıldık.<br>      Sonuç?<br>      Sonuç ortada.<br>      Geride kalan posamızı ne yapacaklar?<br>      Elbette, cadde-sokak, çarşı-dükkân, okul-ev, şehir-köy, ulu orta meydan meydan haykıracaklar:<br>      - "Türkler, dışarı!"<br>      Karşı koyacağız.<br>      - "Karşı koyacağız da, ne olacak?" <br>      Kendi payıma ben, bıktım, sıkıldım, tükendim. En iyisi, yurda dönmek değil mi?<br><br>      IV.<br>      Öncüler, dönmeye başladı. Çekirgelerin akını kırıldı.<br><br>      Ç<br>      Çekirgelerden kurtuldum. <br>      Artık, memleketimdeyim.<br>      Çok şükür! <br><br>      <b>Oyhan Hasan BILDIRKİ</b> <br><br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>22 Apr 2008 20:08:06 GMT</pubDate>
		<guid>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007626845</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>OYSA &#304;NSAN...</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000002058686</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/20/58/5000000002058686.gif" align='right' border='0'> <blockquote style="MARGIN-RIGHT: 0px"><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">1</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font size="3"><font face="Times New Roman">"<i style="mso-bidi-font-style: normal">Dün sabaha karşı kendimle konuştum.</i></font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><i style="mso-bidi-font-style: normal"><font size="3"><font face="Times New Roman">Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.</font></font></i></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><i style="mso-bidi-font-style: normal"><font size="3"><font face="Times New Roman">Yokuşun başında bir düşman vardı, </font></font></i></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><i style="mso-bidi-font-style: normal"><font size="3"><font face="Times New Roman">Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum."</font></font></i></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><i style="mso-bidi-font-style: normal"><font face="Times New Roman" size="3"></font></i>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><b style="mso-bidi-font-weight: normal"><font size="3"><font face="Times New Roman">Özdemir Asaf</font></font></b></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><b style="mso-bidi-font-weight: normal"><font face="Times New Roman" size="3"></font></b>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Canım,</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Biliyor musun, haksız değil Özdemir Asaf? O da, bir gece yarısından sonra kendi kendine hesaplaşmış, ince fikre dalmış. Ama hepimizin bildiği fakat bir türlü anlatamadığı gerçeğin farkına varmış. İnsanın zor yanı burası zaten. Nedense insan bir türlü kendisiyle barışık olamıyor… Kelebekler gibi hayatın akışına doğru, belki de sebepsiz uçmak varken, tersine, kendisini aşamıyor.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Çünkü kendi göbeğini kesemez insan. Çünkü kendisine karşı beceriksizdir insan, çaresizdir.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Bu çaresizlikler, bir düşmanın pençesine bırakıvermiş yüreğimizi. Düşman zalim, düşman gaddar!..</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Peki, düşman kim?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Belli değil mi?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Senin benim, ötekinin berikinin aynadaki aksi, düşmanın ta kendisi…</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Ne zaman parlayıp söneceğimizi bir türlü kestiremiyoruz.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">O zaman, kimlere zarar vermiyoruz ki? </font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Oysa insan "kendisiyle barışık" olmalı.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">O zaman, çok iyi biliyorum, güneş daha sıcak olacak, ay daha parlak!</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><font face="Times New Roman" size="3"></font>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">2</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Özgürlük, belki bir yerde "dağa çıkmak" demektir.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Özgürlük kanatlanıp uçmak, sonsuz mavilikler içinde tükenmesiz yeşillerle yarışmak demektir.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Dağlar ve kırlar… Bağırıp çağırmaya, içimizi dökmeye açık yerlerdir. Dilediğin gibi bağır çağır. Hançeren yırtılana kadar koyuver sesini. Ne dağlar, ne de kırlar bizim seslenişlerimize kayıtsız kalır. Yankılarla alır götürür söylediklerimizi, dalga dalga ulaştırır sevdiklerimize de.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Yankı, sesin kopyası.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Yoksa biz ikimiz de, uçurduğumuz gençliğimizin kopyası mıyız?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Zorlu dağlara çıktım bugün. Gönlümdeki coşkuların beni yormasını istiyordum. Sağa koştum, sola koştum. Yüklediğin güçten olmalı, yorulmadım. İnanır mısın, senin yerine de bağırıp çağırdım mühür gözlüm? Senin yerine de bağırıp çağırdım.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Kulakların çınladı mı?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Özgür olmak istiyorsun. Özgürlükle "direnc"i karıştırdın mı, ne? Benimkisi sözün gelişi. Sendeki dirence hayranım ben. Onca boraya, tufana rağmen ayakta kalabilmişsin. Karalıklara, karanlıklara meydan okuyabilmişsin. İşte bunun adı direnç, tahammül. "Dönülmez akşamın ufkundan" bir türlü çıkıp gelemeyen, gökkuşağı kadar da olsa alacakaranlık dünyanı aydınlatamayan, Kafdağları'nın ardında eğlenip kalan -ya da kapana kısmış olan- Şehzade'ne yıllarca tahammül edebilmişsin. Ben olsaydım, belki de teslim olurdum.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Oysa "direnmek" başka…</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Başkaldırmak için insana, "zorlu dağlar" lâzım. Yiğide durak olsun, gerekirse de geçit olsun. Fakat o zorlu dağlarda da "mertlik" kalmadı şimdi. O zorlu dağları da yılanlar kuşattı.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Gönlümdeki sisin, aklımdaki dağınıklığın sebebi bu! "Ya yılanlar uyanırsa?.."</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Korkularımın sebebi de bu! "Sana bir şey olursa?.." Ölürüm!</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Özgürlük denilen güzel peri, sanki "boynumuza gönüllü geçirdiğimiz yağlı ip."</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Özgürlük zor! Özgürlük, -en sevdiğiniz bile olsa- insanı bir yârın kenarına götürüp bırakmak gibi bir şey. İki tarafı keskin bir bıçak.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Yok, yok… Öyle değil!</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Özgürlük, yaşadığımız hayatın rengi.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3"></font>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">3</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Denizin kenarındayım. Okyanusların öte yakasına bağlı olan denizin kenarındayım. Nedense deniz bugün, sakin mi sakin! Ne kadar kulak verirseniz verin; dalgaların hışırtısını bile duyamıyorsunuz.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Deniz davetkâr! "Haydi durma, atıl! Bütün sorularının çözümünü gösterecek olan sihirli odanın anahtarı bende. Karşı kıyı da seni bekleyen var." der gibi. Usul usul sesleniyor bana. Beni yüreklendiriyor.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Suya, zorlu dağların yeşil gölgesi düşmüş.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Sonsuz mavilikler, canım yeşil gölgeler; nice hasretlerin acısını çıkarır gibi birbirleriyle yarışıyorlar.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Denizde dalgalar, halka halka açılıyor, ikimizin hikâyesini bu uçtan öteki uca, oradan da bu tarafa taşıyor, taşıyor.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Suda zorlu dağların yeşil gölgesi!</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Hikâyemizi unutmak mümkün mü?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3"></font>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">4</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">O da ne?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Şu dolunaya bak. Ne kadar da iri? Ne kadar da parlak? Üstelik dokunuverseniz, sanki omzunuza konacak ya da avucunuza düşecek…</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Unutma, bu akşam, akşam alacası düşerken, "dolunay"a sen de bak. Görecek, hayran olacaksın. Unutma e mi?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Birdenbire dönüş yolumuzda karşımıza çıkıverdi. Kısa bir zaman içinde, birdenbire kuruluverdi karşı dağların zirvesine. Sanki harikulade bir mutluluk sarayı. Beklemedi, yükseldi. Yükseldikçe parladı, karanlık arttıkça daha da aydınlandı, nur topuna döndü.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">İki muhteşem olayı birlikte yaşadım bugün ben. İkisi de senden. İkisi de hiç tükenmesin isterim.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Görüyor musun şimdi, ay daha parlak.</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3"></font>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">"Başıma ağrılar girse, sonsuz acılar beni iki büklüm etse, kurallara karsı koymak yok .. İyi geceler! Sabaha güneşle birlikte taptaze ve yeni düşüncelerle koşa koşa, günü kucaklayarak sevinçle, tarlada açan her çiçeği koklaya koklaya, taze havayı her nefes alışta ana ana yaşamak üzere…"</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Nereden çıkıp geldi bu temenni? Ne kadar güzel bir dilek bu böyle?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3">Sen, sen!.. Balkonunda köşeye kıvrılıp, Şehzadesi'ni bekler gibi görünüp de, Alp dağlarının ardını düşünen o küçük kız, bu temenninin sahibi sen değil misin?</font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3"><i>14 Ocak 2006</i></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3"></font>&nbsp;</p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><font face="Times New Roman" size="3"><b>Oyhan Hasan BILDIRKİ</b></font></p></blockquote> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>29 Apr 2007 20:28:35 GMT</pubDate>
		<guid>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000002058686</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>BABAM</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005886416</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam, çelimsiz yapısına rağmen, büyük hayallerin adamıydı. O, boyundan büyük olan bu hayallerini severdi. Onları zaman zaman bize anlatır, yeri gelince gerçekleştirmemizi tembihlerdi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Gülüp geçerdik.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Sarı benzi kızarır, alnında öfke bulutları dolaşırdı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Gülün! derdi, zaten başkalarının da yaptığı ne, gülmekten başka? Güldükçe, öldük! Fakat şunu bir türlü anlayamadık: Gülüp geçmek, bizim zavallılığımızdır! Boşluğumuzdur! Mantık yapımızda açılan bir büyük gediktir. Yook, gedik değil! Sanki yol geçen hanı… Düşman, bu gedikten girdikçe, canımızda, kanımızda, yerimizde, yurdumuzda hora tepmiş, kimin umurunda?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Güneş yükselir, ortalık alev alev yanardı. Oturduğumuz çardakta bir dal bile kıpırdamazdı. Ağaçların yaprakları kavrulur, altlarında gölgelenen sığırlar, vınlayan sinekleri duydukça huylanırlardı. Danalar, ön ayaklarından birini kaldırır, boynuzlarını yere çevirir, derin derin solurlardı. İneklerin kuyrukları havada. Umulmadık bir seslenmede, kızılca kıyamet kopacak.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Gülmeyi keserdik. Babam, uzun parmaklarını çıtlata çıtlata konuşmasını sürdürürdü. Küçük kardeşim sıkılır, testiyi omuzladığı gibi, yarıntının öbür yakasındaki kuyuya koşardı. Önce elini, yüzünü yıkar, serinlerdi. Dolu kovayı tepesine diker, kana kana içer, dudaklarının kuruluğunu giderirdi. Sonra dağarları doldururdu. Bu sırada, henüz çekirdeklerine ben düşmüş bir karpuzu kuyudan çeker, yumruğuyla parçalar, göbeğini yer, dudağında bin bir küfür, gerisini atardı. Kendi başına bir iş yapmanın sevincini yaşar, ıslık üstüne ıslık çalardı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam, sırtını çardağın direğinden ayırır, biraz öne çıkar, sağ elini alnına götürür, öylece ufka bakar, zamanın elverdiğini anlardı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yahu! derdi. Bu, senin kardeşin amma da mıççık, ha?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Aldırmazdım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Haklısın baba! derdim. Fakat Hatay’ı unutuyorsun. Onu topraklarımıza katanlar, gün olur, sırayı ötekilere de getirmezler mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babamın yüzünde gülücükler.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Çocuk! derdi, benimle oynama. O zaman başımızda “Gazi” vardı. Elbet Hatay’ı alacaktı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Neden?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Çünkü, milletine söz vermişti. Verilen söz, yerine getirilmelidir. Yoksa büyüklüğün ne önemi kalır?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Kardeşim ıslıklarını ikilerdi. Davranır, babamdan önce çardaktan inerdim. Hayvanların yanına doğrulur, birini önüme katar, diğerini yedeğimde çekerek, kuyu yoluna düşerdim. Bilirim, biraz sonra, arkam sıra, aynı düzende babam gelecek. Bütün hayvanlar sulanacak. Boşalan dağarları doldurmak için kardeşim, kovanın ipine yapışacak.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ha, göreyim aslanım! diye, ona kuvvet verecekti. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Kardeşim, ucunda kova bulunan ipe daha sıkı yapışacak, kuyudan çekip çıkaracaktı. Dağarlar dolacak, hayvanlar suya doyacaktı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Sonra, karaağaçların gölgesinde biraz bekleyeceğiz. Birimiz kazıkları hazırlayacak, birimiz de hayvanları bağlayacağız. Hazırda varsa, bağ-bostan içinden yolduğumuz otları, önlerine koyacağız. Yoksa biraz sap biçip vereceğiz.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Tam bu sırada, kuyu başında serinleyen babam, göbeği alınmış çakır karpuzu görecek, kardeşime çıkışacak:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ulan velet! Böyle giderse bostanın köküne kibrit suyu dökeceksin! Hadi hamdır, kelektir, olgundur anlamıyorsun. Bari “aga”na seslensen, dilin mi kırılır?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Kardeşim yalnızca kıs kıs güler, babama karşılık vermezdi. Onun niye güldüğünü anlardım. Çünkü babam, nedense “ağa” demez, “aga” demekten hoşlanırdı. Bu söyleyiş, kardeşimin tuhafına gider, gülmesine, bana, kaş göz etmesine yol açardı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam anlar:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hadi! Orda gülüp durmayın, serseriler! derdi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Günlerimiz “aslanlarım”larla, “serseriler”le, babamın büyük hayallerini dinlemekle geldi geçti. Biz ikimiz, hayvanlarımızın sayısını azalta azalta okuduk. Kendine göre babam, okumamış, okuyamamış olmaktan çok çekmişti. O, Gazi’nin açtırdığı halk mekteplerine azıcık devam etmiş, yarım yamalak bir şeyler öğrenebilmişti. Ben, kitap okuma zevkini ondan aldım. Daha çok kış geceleri, köyde ocak başında toplanır, gaz lambasının kör ışığı altında, evdekilere veya misafirlere, babamın, çerçiden aldığı kitapları okurdum. Ona göre, okuyanı, Allah da, kul da severmiş.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Yalnız, nedense annem kızar, babama çıkışırdı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Herif! Çocukların gözleri kör olacak. Bırak şunları kendi hallerine. Uyusunlar. Gündüzlerin suyu mu çıktı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Elinin hamuruyla erkek işine karışma, kadın! Sen anlamazsın.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Öyle ya, biz neyi anladık şimdiye kadar?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Hadi, hadi!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Aman! Kelin görünecek.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Anlardım. Tartışmanın sonu kötüleşecek. Araya girerdim. Ne şiş yanardı, ne kebap.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Uykum yok! Gelince yatarım, anne.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Az sonra esner, odama geçerdim. Uyuyan kardeşlerimizin yanı başına kıvrılırdım.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Bir gün babam:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Aydın’da miting varmış. Gidelim mi? dedi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Hatırladım. Kıbrıs için bir miting yapılacaktı. Ben, okulun izci takımında olduğumdan, zaten görevliydim. Birlikte gittik. Aman ne kalabalık! İğne at, havada ara. Bütün yüzler ciddi mi ciddi. Herkes, konuşmacıları dinlemenin heyecanında. Genç, yaşlı, kadın, erkek bütün konuşmacılar, sonuçta aynı dilekte birleşiyorlardı:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">O gün babamın keyfine diyecek yoktu. Çok mutlu olmuştu. Resmî ağızlar, onun hayallerini paylaşmakla kalmıyor, bütün bu dünyaya, tek bir ses halinde haykırıyorlardı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Daha sonraları, bu anlayışta bir gevşeme, bir gerileme oldu. Yukarıdaki dilek değişti. Babam hırçınlaştı, üzüldü.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ya taksim, ya ölüm!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Neyi taksim edeceksin? Kimin malını kime vereceksin? Boğulacaksan büyük denizde boğul. Taksim neymiş? diyordu babam.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Aradan uzun yıllar geçti. Biz büyüdük, serpildik. Okuduk, adam olduk. İlk tayinim Karadeniz’in kıyısında bir kasabaya çıktı. Babam, beni oldukça etkilemiş olmalıydı. Öğrencilerime, onun hayallerini anlatmaya başladım. Bilmem anlatabildim mi? Ben konuştukça, bazıları gülümsüyor, bazıları donuk, âvâre gözlerle bana bakıyorlardı. Sonunda taksim de gerçekleşmedi. Bir Kıbrıs devleti kuruldu, dillere şenlik. Babam üzüldü, çöktü. Üstelik yaşlanmış, hastalanmıştı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Fakat her şeye rağmen hayallerinde ayak diretiyordu. Herkes keseri hem nalına, hem mıhına vururken, o, bir hüzün ikliminde yaşıyor, büyük hayallerinin deryasında kulaç atıyordu. Hissediyordum: Aklı kesse, elinden gelse, bazılarını derhal, bir kaşık suda boğacaktı. Çünkü gönlündeki ümit küpü boşalmıyor, devamlı dolu kalıyordu.</span><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA"><br></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Göreceksiniz, diyordu, zaman beni haklı çıkaracak. Ama ne fayda?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Yanılmamıştı. Öyle oldu. Gerçi Veysel, işi püf noktasından yakalamıştı ama, bu gerçek bazı kafalarda hiçbir iz bırakmamıştı.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">“Kim okurdu, kim yazardı?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Bu düğümü kim çözerdi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Koyun kurt ile gezerdi,</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Fikir başka başk’olmasa.”</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Denizin ortasında bir küçük adada, aralarında binlerce çatışma sebebi bulunan Türk’lerle Rum’ların bir arada yaşaması, olacak şey miydi? Bu durum, eşyanın tabiatına bile aykırıydı. Güya kinler, düşmanlıklar küllenmiş, iki toplum arasında sarmaşıklar filizlenmişti. Bilirsiniz, sarmaşıklar çiçek açmış. Yalnız süs çiçeği olarak ömür tüketirler değil mi?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Bir yaz başlangıcında babamı son defa görmüş, Karadeniz’in kıyısındaki görev yerime dönüyordum. Babam, ilk defadır, beni uğurlamaya bile geldi.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Akşama, dedim, kasabaya dönmek için araba bulamazsın!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Olsun! Yaya giderim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Baktım, gözlerinde hüznün gölgeleri var. Üstelemedim. İkimiz de uzun uzun birbirimize baktık. Araba, harekete hazırlandı. Muavin bağırdı:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- İzmir, İstanbul yolcuları! Aşağıda kalmasın!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Ellerini öptüm, kucaklaştık.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Umudum sende. Karına, torunuma selâmlarımı söyle.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Olur!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Arabamız hareket etti. Yol boyu düşünceler yakamı bırakmadı. Sanki babam; “karın” derken, “torunum” derken, biraz daha büyüyordu. Karımı beğenirdi. Onunla çabucak anlaşabilmişti. Çünkü karımın eli, her işe yatkındı. Bostan çapalar, inek sağar, ekin yolar, harman bile döverdi. Üstelik okumuş, o da benim gibi öğretmen olmuştu. Besbelli babam, attığı tohumların tutmasını görmüş olmanın sevincini yaşıyordu. “Umudum sende.” derken de, anlatmak istediği buydu. İlk ocağı, sonrakiler takip ediyor, geleceğe de uzanmanın filizlerini yeşertiyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Yol uzadıkça, düşünceler birbirini kovaladı. Ölçtüm, biçtim. Kendi kendimle hesaplaştım. Bir noktada durdum: Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Üstesine yolun sonunda beni bekleyenler var.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Herhalde herkes böyle olmalı, diye söylendim. Kolayca çözülecek düğümleri, böyle duyguların rüzgârına kapıldığımızdan mıdır nedir, çözmekten çekiniyoruz. Hepimiz, ayakbağlarımızın esiri olmuşuz. Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemişiz. Önce can demişiz, cânânı bir köşeye itivermişiz. Bazılarımız işi pişkinliğe vurdurmuş, her şeye karşı kayıtsız kalmış. Bazılarımız da safdil, her şeye kanmış. Çözmek için hiçbir gayret göstermediği düğümlere hayal demiş, fakat hiçbir yerde denenmemiş hayallerin kucağına düşmüş. Kurtla kuzuyu yan yana gütmek istemiş. Yalancı dolmalara, yabancı doğmalara bel bağlamış. Ülkenin dört yanında tek tük görülmeye başlayan yabancı, cılız çiçeklere omuz vermiş, arka olmuşlar. Demek babam, yerden göğe kadar haklıymış. Zira, politika denilen ince sanatı bizde, hemen hiç kimse bilmiyordu. Hatta öğrenmek zahmetine de katlanmıyordu. Etrafımızda kısır, ufuksuz, paslı bir çember dönüp duruyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">İstanbul’da bir başka araca aktarma yaptım. Gün boyu, kâh hüzün, kâh sevinç dalgaları arasında gide gele, görev yerime vardım. Kapıda beni, karım ve çocuğum karşıladı. Bütün gün, kandil gibi asılı olduğu küçücük kubbeyi inatla aydınlatan güneş, ansızın dal uçlarında kayboluverdi. Karanlık perde perde, her şeyi yuttu. Evlerin camlı pencerelerini soluk lamba ışıkları aydınlattı. Sanki çakan, beklenmedik bir anda yanıveren her ışık, hayatın devam ettiğine işaret taşları dikiyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Gece, uyuyamadım. El ayak çekilince, radyonun ibresiyle oynamaya başladım. Çalan radyo sesini kıstım, müzik dinledim. Sıkıldıkça istasyon değiştirdim. Nerdeyse sabah oluyordu. Artık bütün gece odamı aydınlatan lamba ışığı fersizleşmiş, içeriye belli belirsiz bir aydınlık sızmıştı. Tam bu sırada, bizim istasyonlardan birinde duyduğum bir sese kulak kesildim. Falan, filan yerlerde deniz ve hava sahaları, bütün gemi ve uçaklara kapatılmıştır, diyordu. Uykusuzluğun verdiği güçsüzlükle ağırlaşan gözkapaklarım hafifledi. Yatmaktan vazgeçtim. Kulağımı hiçbir şeyi kaçırmayayım diye, radyo hoparlörüne dayadım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Bir ses:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Allah de! diyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Bir başkası:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ordumuz, bu sabah Kıbrıs’a başarılı bir çıkartma yaptı! diyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Daha bir başkası:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Milletimize hayırlı olsun diyordu.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Konuşmalar bitti, marşlar başladı. Sanırım babam, şu saatte, şayet haber aldıysa, zil takıp oynamaya başlamıştır. Ben de, onun yapabileceklerini düşündüm, uyguladım. Hemen karımı ve çocuğumu kaldırdım. Komşulara seslendik. Ortalık hem aydınlandı, hem ayaklandı. Herkeste neşenin bini bir para. Bütün yüzler güleç, gönüller gururla dolu, yediden yetmişe “Sakarya”laşmışız.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Halbuki babam, o sabahı görememiş. Bir önceki gecenin verdiği yorgunluktan olmalı, eve döner dönmez, yatağa serilmiş, ikide bir anama çıkışmış.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kadın, ört beni! Üşüyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Anam seslenmiş: </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Herif, sana ne oluyor? Ne üşümesi bu?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Uzatma! Yorganları ikile.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Çoktan ikiledim.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Üşüyorum.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babamın son işi, üşümek olmuş. Kapıları, pencereleri, hatta perdeleri sıkı sıkıya örttürmüş. Konu-komşu, dost-akraba toplanmış. Eve doktor çağrılmış. Doktor:</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Allah bilir ya, demiş, ümit yok!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Anam, çaresizliğinin verdiği hıncı gözyaşlarından almış. Bizim yokluğumuza yanmış, milletçe yaşadığımız büyük sevince katılamamış. Dilinin ucuna ne geldiyse, söylemiş.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Okuttuk. Kırlangıçlarımızı yuvadan uçurttuk. Okumuş adamdan zarar gelmez, diyordun. Öyle! İşte gördün, zarar gelmiyor, fakat faydaları ne ki? Allah gecinden versin, sana bir şey olsa, salına bile giremeyecekler, son yudum suyunu vermeyecekler. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam, doğrulmuş. Üstündeki yorganları itmiş,</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ben ölecek adam mıyım? demiş.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Yoo, yoo!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Niye ikircikli konuşuyorsun?</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Aklıma öyle geldi de.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Aklına öyle gelmiş! Varsın öyle olsun! Yalnız, ya ölürsem kadınım, Burunköy Tepesi’ndeki yeni mezarlığa gömün beni. Sakın haberim olmadan çocukları telaşlandırmayın. Tel mel çekeyim demeyin. Ben ölmem! Herkes yüreğini serin tutsun. Henüz hayallerimin ufkundayım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Son sözlerini söyledikten sonra, ebedî rüyasına dalmış. Çağrılan hoca, açık olan gözlerini kapatmış. Okumuş. Tam bu sırada komşular gürlemiş.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Ordu, Kıbrıs’a çıkmış!</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam, duymamış.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Kardeşimle ben, ayrı yerlerde olmamıza rağmen, aynı anda, bize çekilen telgrafları alınca, yola çıkmışız. İzmir Garajı’nda buluştuk. Gerçeği, her ikimiz de birbirimizden sakladık. Arabamız köprüleri geçti, içim bir hoş oldu. Karşıda Burunköy çamlığı yemyeşildi. Tam zirvede üç eski mezar. Mezarlıktan dönen tanıdık insanlar. Arabadan indik. Anlamıştık. Doğruca mezarlığa yöneldik. Henüz suyu kurumamış olan mezarın başında durduk. Birer fatiha okuduk. Sonra, içimi kemiren duygularımı kardeşime fısıldadım.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">- Nedense hep tercihimizi yapmakta yanıldık. Yanlış ata oynadık. İkbâl peşinde koşanlarla ideal peşinde olanları ayırmak lazım, dedim. </span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Döndük.</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">&nbsp;</span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 19.85pt"><b style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-SIZE: 11pt; FONT-FAMILY: Arial">Oyhan Hasan BILDIRKİ</span></b></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>25 Dec 2007 06:07:25 GMT</pubDate>
		<guid>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005886416</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Y&#220;RE&#286;&#304;NE KAT DEL&#304;&#350;MEN Y&#220;RE&#286;&#304;M&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005341544</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><img src="http://s.azbuz.com//uploads/p/5/2/637/52637/176788.jpg" ></p><p>Seninle başım dinç, gözlerimin içi gülüyor<br>Sen başımın tacısın bir tanem, sevdiğim<br>Bin bir umut demleniyor yüreğimde<br>Bayramdan bayrama geçiyor</p><p>Kokusuna toprak sinmiş bu bahar sabahında<br>Önüme canım, bir bardak çay bırakıyor<br>Duman duman simitlerimizi bölüşüyoruz<br>Kınalı bülbüller ötüşüyor</p><p>Destanını tarihlerin yazacağı bir sevdaya düşmüşüz<br>Çılgın mı çılgın, ölümsüz iki kahraman<br>Bu sevda var ya, bu sevda<br>Tutkunu olduğumuz, bıkıp usanmadığımız<br>Sonbahardan alır bizi nice ilkbaharlara uçurur</p><p>Kafdağı’nda yaşadıklarımızı saymadan<br>Sebil etsek sevda yüklü yüreğimizi<br>Kim bilir kaç karasevdalı sahip çıkar</p><p>Yüreğine kat delişmen yüreğimi<br>Uzat kollarını canım, tut beni<br>Dilimi bağlasam da, oku dudağımı:<br>“Seni seviyorum.”<br>Gözlerimde bırak gözlerini.<br><i>21 Haziran 2007</i></p><p><b>Oyhan Hasan BILDIRKİ</b></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Nov 2007 16:07:35 GMT</pubDate>
		<guid>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005341544</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>KALABALI&#286;IN ARASINDAN SIYRILMAK</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000380778</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/3/80/5000000000380778.gif" align='right' border='0'> <blockquote style="MARGIN-RIGHT: 0px"><p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hıdrellez bugün... Pınarbaşı’na doğru bir akın var. Yedisinden yetmişine, bütün halk oraya gidiyor. Mayıs sabahının erken saatlerinde başladı akın. Arabalar, faytonlar da katılmıyor değil bu akına. <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her taraf koyu yeşil... Binlerce çiçek açmış. Kokusunu yudumluyor insanlar, ciğerlerine çekiyor derin derin... Bir kalabalık, bir gürültü. Herkes kendi dalgasında. Kimse, kimsenin ne yaptığını merak bile etmiyor.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kalabalığın içinden iki gence takılıyor gözlerim. İzliyorum onları. Sarışın, geniş omuzlu bir erkek ve siyah saçlı, pembe bluzlu güzel bir kız. Besbelli, gelecekleri üzerine bir şeyler konuşuyorlar.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kültür Park’a doğru gittiler. Dereye bakan bir yere oturdular. Genç kız heyecanlıydı. Nedense şimdi, konuşmuyordular. Susuk, susuktu gözleri. Yüzlerinde birbirlerini seven, belki de az sonra kırabilecek olan insanların ifadesi vardı. Kız, zengin görünümlüydü. Üstündeki elbise, ayağındaki ayakkabıları bugüne özeldi. Ama oğlanınkiler öyle değil. Olsun varsındı, seviyordular ya birbirlerini. İşte bu, her ikisine de yetip artardı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman -gencin ismiydi bu- gözlerini kaldırdı, kızın gözlerinin içine baktı. Orada yaşadıkları hayattan bir iz, aşklarından da bir parıltı arıyordu. Baktıkça baktı, aradıklarını bulamadı. Genç kızın burnu havadaydı. Gerçekten değil, bazı ufak tefek çıkarlarını elde edebilmek için seviyordu genci. Maymun iştahlı olduğundan, gördüğü her yakışıklı gence takılır, Teoman’ı ağlatırdı. Ne yapsın? Teomandı bu, genç kızı her şeyden, havadaki nemden bile kıskanıyordu.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman, birazcık da anlayış bekliyordu ondan. Gururunu yenmesini, insanlar arasında eşitlik denilen bir şeyin bulunduğunu da anlamasını. Ve biraz daha Teoman’a değer vermesini. Ne de olsa Teoman, kendi çapında bir hikâyeciydi. Onun için, nice hikâyeler yazmıştı. “Yitik Ufuklar”, bunun dipdiri örneğiydi.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman, kızın gözlerine daldı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genç kız, anlamak istermiş gibi sordu:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Teo! Niye yoruyorsun kendini bu hikâyelerle?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yormak mı? Bilâkis. Bunu da nereden çıkarıyordu Allah’ım? O hikâyeler;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman’ın sevgilisiydiler, dostu ve aşkıydılar.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Yormak mı? Benim iç dünyam, sırdaşım onlar.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kız, zalimce güldü:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Hadi canım! İç dünyam, sırdaşım... Bunlar da ne demek Teo? Tuhafsın vallahi...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tuhaf! Teoman tuhaftı ha? Niye bu burnu büyük kız, Teoman’a değer vermiyordu? Belki de böyle yapmakla, daha şimdiden Teoman’ı hakimiyeti altına almak istiyordu. Kendisinden bıkıp usandığı bir günün en onulmaz saatinde de;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - “Git artık! Defol git!” diyecekti.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşte o zaman, zavallı Teoman yıkılacaktı, çılgına dönecekti. Kim bilir ne acılar çekecekti. Ah kızlar, sizi gidi zalimler sizi...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Servis yapan garson geldi:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Emriniz bey?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genç kız, hemen atıldı. Bu masada hakimiyetin kendisinde olduğunu belirtmek ister gibi haykırdı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Portakal... Teo’cuğum siz?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman, donuk gözlerle kıza baktı. Yüzünde kızgınlığının şafakları çakıyordu.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Portakal, dedi o da.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Garson bağırdı:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Portakallar iki...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir zaman yine konuşmadılar. Bu sırada hen ikisi de, tabiatın sesini dinliyorladı. Zaman zaman derenin şırıltısına karışan neşeli insanların haykırışları geliyordu kulaklarına.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kadınlı erkekli bir grup yaklaştı Teoman’ların masasına. İçlerinden çiroz yapılı olanı, kıza dik dik baktı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Güzin, dedi. Sen de bizimle gelsene, eğleniriz.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Güzin, yanındaki önemsiz biriymiş gibi, ona bakmadan, sesin sahibine elini uzattı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Olur şekerim! dedi.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Arkadaşınla tanıştırsana bizi Güzin! Hikâyecin mi?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sinir kız Güzin, hiç tereddütsüz anlattı:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Evet, benim zavallı hikâyecim, Teoman Altay bu!<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gruptakilerin kahkahaları yükseldi. İçlerinden biri;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Aman ne şeker şey, dedi. Teoman, bizimle sen de gelsene. Olur mu?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman’ın sinirleri gerilmişti. Bu zor duruma bir son vermek gerekiyordu. Bu asil insanların arasında yaşayamazdı o. Alay kahramanı da olmak istemiyordu.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yumruğunu masaya vurdu. Dişlerini gıcırdattı;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Rahat bırakın beni, gidin! dedi.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sanki o değilmiş gibi, daha önceden birbirleriyle izleyecekleri yol üzerinde anlaşmış olan grup, neşeli adımlarla oradan uzaklaştı. Güzin de akıp gitti onlarla. Teoman’ı yalnız bıraktı. Hikâyeci sessizce ağladı, göz yaşlarını kalbine akıttı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Güzin, dedi, alacağın olsun! Bunların hesabını tek tek soracağım senden.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kalktı, hıdrellezin neşesini yaşayan insanların arasından sıyrıldı. Kaçtı. Bazı insanlar, niye bu kadar zalim olabiliyordu? Niye küçümsüyorlardı bazılarını? “Zavallı hikâyeci!” Aklında bu kelime yer etmişti.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Zavallı değilim ben, günü gelir gösteririm size de, dedi.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günlerce odasında kapalı kaldı. Yazı masasının başından ayrılmadı. Sanki içinde bulunduğu duvarlar bile haykırır olmuştu;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - “Güzin! Güzin!” diye.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çünkü ona olan aşkını anlatmıştı bu duvarlara, odaya. Bir eser meydana getirdi. İçtenlikle yazılmış. Bir resim çizdi duvara, gözleri yok. Altına da şu satırları ekledi:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - “Uzun yıllar seni sevdim. Seni böyle yarattım. Çünkü gözlerinde başkalarına bakan izler vardı. Hafiftin Güzin. Ama ben yine seni sevdim ve seveceğim ölüme gidinceye kadar...”<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Beklemedi, kitabını bastırdı; “Sevgiye Susamak” adını verdi ona. Şansı döndü, eseri kapışıldı. Niye kapışılmasındı? Bir gencin en içten duyguları anlatılıyordu eserde.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yazı masasında doğruldu. Duvardaki resme baktı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Güzin, dedi, tatlı kızsın ama, ne yapalım?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hayatına yeni baştan düzen verdi. Evini gençleştirdi, boyattı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ama, yürekte boy atan kinler, söner miydi hiç?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki uzun yıl, geldi geçti. Pınarbaşı, hâlâ o Pınarbaşı’ydı. Yine muhteşem bir mayıs günü. İnsanlarla dolu her yer. İğne atsan, yere düşmez bir kalabalık. Kültür Park’ta, kuytu bir köşede siyah saçlı bir kız oturuyordu. Arkasında pembe bir bluz vardı. Elindeki gazeteyi okumuyor, karıştırıyordu. Oldukça mutsuz bir görünümdeydi. Geçen zamanın değiştirdiği Güzin olmalıydı bu!<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kendine denk bir gençle evlenmiş, geçinememişti. Belki rastık, belki sigara yüzünden, ama mutlaka erken gelmesi muhtemel bir bebek yüzünden; ayrılmaya karar vermişlerdi. Kuvvetli delil ve şahitler sayesinde boşandılar. Tam çetin ceviz çıktı genç. Güzin’e emrediyor, her yer ve durumda da onu küçümsüyordu. Ne olmuştu da hayat, çabucak tersine dönmüştü? Ne yaparsın? Kader dedikleri bu galiba?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birden Teoman düştü aklına.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Teo! Teoman nerdedir acaba şimdi?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir genç kız yaklaştı ona doğru. Ağır aksak yürüyor, elinde bir şey okuyurdu. Dalmış besbelli. Geldi, sessizce Güzin’in masasına oturdu.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yolunacak avını bekleyen garson, atıldı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Ne emrediyorsunuz Jale? dedi.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Jale, tanınmış bir işadamının kızıydı. Uzun burunlu, çukur dudaklı, örgülü saçlarında papatya kurdeleli güzel bir kız. <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O kadar dalmıştı ki, irkildi:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Efendim? dedi.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kitabını kapattı. Garsona içeceğini bildirdi. Güzin’e de bakmaktan kendini alamadı. Bu sırada Güzin, kitabın ismini ve yazarının adını okudu. Yüzü kızarıverdi, yaptıklarına bin kere pişman oldu.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Affedersin Jale, dedi. Kitabınıza bakabilir miyim?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Hay hay efendim! Ne kadar da benziyorsunuz bu kitapta anlatılan kıza. Zalim, canavar yapılı bir kızın, zavallı gence etmedikleri kalmamış...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Güzin, katıla katıla ağlamamak için kendini zor tuttu. Yutkundu. Jale ile çok önceden tanışıyorlardı. “Zalim, canavar yapılı bir kız!” Başkaları söylüyordu bunu ona.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Merak atlarının telâşıyla, kendisine uzatılan kitabın sayfalarını karıştırdı. Takıldığı bazı satırları okudu: <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “... Şimdi annen geçiyor penceremin önünden! O temiz, asil yüzlü kadın. Ama sen, öyle misin?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kahrol, beni sen düşürdün bu duruma. Sosyetenin gül bebeği. Siz sevmekten ne anlarsınız?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hayat bugün sana gülüyorsa, yarın da bana gülebilir. Ben de, sevmek benim de hakkım sanıyordum, yanılmışım. Biz sevmekten payımıza düşeni alamayacak mıyız, dersin? Öyleyse, bizi kendi halimize bırakın, ne olur! Seven insanın yüreğini dağlamayın...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hayır, hayır!.. Şimdi yürüdüğün yolda emin adımlarla gidiyorsun ya, aslında aldanıyorsun. Mutlaka yarın benimle olmak isteyeceksin, bana geleceksin...”<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sözün burasında Güzin, hıçkırıklarını tutamadı, ağladı. Gözyaşları arasında, başka bazı satırları daha okumaya çalıştı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - “Biz insan değil miyiz? Biz sevmekten nasibimizi alamayacak mıyız? Ne olur çok iyi düşünün. Bir insan olarak karar veriniz. Sevmek suç mudur? Yok suçsa, bırakın da biz ölelim gayrı. Sevgiye susamak yasaksa, haydi susmayın, hemen söyleyin: Yaşamanın ne önemi var?”<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kitabı kapadı, göz yaşlarını sildi Güzin.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Ne önemi var yaşamanın? Söyler misiniz?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Jale, olup biten, geçip giden her şeyi biliyordu. Teoman’ı da tanıyordu.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - İşte bu noktada, yanılıyorsun Güzin! dedi. Yaşamak denilen şey oldukça tatlı. Sizi de bundan böyle büyük bir mutluluk bekliyor.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Hayır Jale! Ben artık, hiçbir mutluluk denizinin kıyısında bile dolaşamam. Ben mutluluk denilen şeye layık değilim. Teo’cuğumu bile anlayamadım. Ah bir yerlerden çıkıp çekip gelse de, Teo’cuğum beni affedebilse...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Saçları gümüşlenmiş bir genç yaklaştı masaya. Yavaş yavaş, sessiz. Ellerini kaldırdı, Güzin’in omzuna koydu.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Güzin, dedi, seni affettim!<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kız, boşlukta olmanın acabasını yaşayan Teoman’ın elinden kurtuldu. Koşar adım oradan uzaklaştı. Derenin şırıltıları arasında bir ses yankılandı:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Teoman gelme... Ben sana göre değilim. Bilmiyorsun... <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İlk şaşkınlığını atlatan Teoman da koştu kızın arkasından. Üstelik, herkesin duyacağı şekilde de haykırdı:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Biliyorum, biliyorum Güzin!<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bütün gözler onlardaydı. <br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman sıkıştırdı, kızı tuttu. Göz yaşlarını sildi. Bağrına bastı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Sevmek benim de hakkım değil mi Güzin? dedi. Sevmek hakkım değil mi?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hakkıydı. Daha doğrusu haklarıydı sevmek. Alkışlar arasında, hasret yükünü hafifletmek için birbirlerine sarıldılar.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Teoman, sordu:<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Güzin, dedi. Jale’yi anlayabildin mi?<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Hayır!<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; - Mutluluk anahtarımız o bizim. Haydi sen de elini sallasana. Bak Jale’ye...<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Güzin dönüp baktı, Jale’ye elini salladı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonra hiç beklemediler. Kalabalığın içinden sıyrılıp, çekip gittiler.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<i> 19 Ekim 1963, Cumartesi.</i></p><p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <b>Oyhan Hasan BILDIRKİ<br></b></p></blockquote> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>18 Nov 2006 22:04:05 GMT</pubDate>
		<guid>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000380778</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>H&#220;SEY&#304;N</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://birbaskasafak.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003805429</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/38/5/5000000003805429.gif" align='right' border='0'> <p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Uzun yıllar önceydi... Henüz daha çocuktum. Doğduğum köy, Dikilitaş, Küçük Tepe ve Düztaban'a sırt vermişti. Bu üç tepecik, o günden bu güne hâlâ çıplaktır. Muhtarımız rahmetli Nedim Amca tarafından armuda aşılatılan birkaç çöğür de olmasa, yaz günlerinin öldürücü sıcaklarından korunmak için bir gölge bile bulamazsınız. Hoş, çöğürün gölgesi dibine düşer, o da çalılıklara yarar.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Hüseyin, henüz on altısında ya vardı, ya yoktu. Köseydi, sakalı, bıyığı yoktu. Ama onun gizli gizli, eline geçirdiği eski bir jilet bıçağıyla tıraş olmaya çalıştığını bilirdim. İlk delikanlılık çağını sürdüren Hüseyin, epeyce mani, türkü, uzun hava bilirdi. Yanık bir sesi vardı. Etkileyici bir tonda kaval çalardı. Hafif sarışındı. Elleri kocaman kocamandı. Bana, kırda hayvan otlattığımız zamanlarda kol kanat gererdi. Hayvanları çayıra saldığımız zamanlar, yakıcı yaz güneşinin altında bir kovalık gölgesine oturur, uzun uzun kızlardan söz ederdik. Bana çeşitli hikâyeler, tekerlemeler anlatır;</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Bunları da belle dayım," derdi. "Belle ki, ileride işine yarar. Meclislerde baş üstünde yerin olur."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Olur dayı!" derdim, başka bir şey söylemezdim.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>O zaman gözlerinde beliren ince bir gülümsemeyle;</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ah, dayım!" der, Çakır'ın Nermin'den söz ederdi. "Bu kız öldürecek beni, biliyorum, bana yâr olmaz." derdi. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Sonra "cennetten-cehennemden" söz açardı. Sanki şiir gibi konuşurdu. Arada bir tekerlemelerle süslediği konuşmaları, bana haz verirdi. Sonra yanık bir türküye başlardı. Ben, yavaş yavaş sığırları toplarken, onun, gittikçe yankılaşan ve akşamın koyu gölgesi içinde büyüyen; "Kara bahtım, kem talihim, taşa bassam iz olur." diyerek, sesinin olanca gücü ile okuduğu türküyü dinlerdim. Eve dönerken de pek konuşmazdık. Fakat ben, yolda, uzun boylu düşüncelere dalardım. Onun gibi olmak, kilot pantolon giyebilmek, türküler söylemek, boynuma da mendil bağlamak isterdim. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Bir ara, Hüseyin köyden ayrıldı. Yapayalnız kalmıştım. Kırlarda yapayalnız sığır güder, kovalık dikenlerinin gölgesinde oyuna dalardım. Bu ayrılmadan sonra Hüseyin'den hiç ses çıkmamış, Şakir Dayı merakta kalmıştı. Komşumuz Şakir Dayı, onun özbeöz dayısıydı. Karısı Hatice Kadın'dan hiç çocuğu olmamıştı. Bu yüzden Hüseyin'i yanlarına almışlar, evlâtlık edinmişlerdi. Yüreği evlât acısıyla yanan Şakir Dayı, zaman zaman ağzımı arar, sorardı:</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Sana bir şey demedi mi, bizim oğlan?"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Hayır!" derdim, "Hiçbir şey demedi."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Hele bir düşün oğul?::"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Yok, valla bir şey söylemedi ki..."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Gerçek buydu. Bana derdini açan arkadaşım, gitmekten söz etmemişti hiç. Köyün ihtiyarları, onun Çalıköy'e gittiğinde birleşiyorlardı. Çünkü ağası Arap Süleyman da, o köyde oturuyordu. Şakir Dayı, Çalıköy'e haber saldı. Hiçbir ses çıkmadı. Yeğeni Arap Süleyman ile arası açıktı. Adamcağız, uzun yıllar kahroldu. Bu kahroluşlar sonucu, kolu kanadı kırıldı. Çöktü. Hatice Kadın, ekmekten sudan kesildi. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Ben, bu arada ilkokulu bitirmiş, ortaokula gidiyordum. Yeni bir şehrin havası sanki beni boğacak gibi geliyordu. Birtakım yeni arkadaşlarım vardı ama, bana Hüseyin'in dostluğunu aratıyorlardı. Çünkü Hüseyin, çoğu zaman bana, sınırsız duygular ilham ediyordu. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Hüseyin bir başkaydı. Bütün kusurlarına rağmen onun gönlü, gerçek dostlukların bayrağını göndere çekiyordu. Ondan dinlediğim türküler ve maniler, bir başka dünyaya çekiyordu beni. Onun dostluğu, birtakım çıkarlar üzerine kurulmuş olan dostluklardan çok uzaktı. Bu dostlukta her şey vardı.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Günlerden bir gün köye, Hüseyin'in "bir hoş" olduğu haberi gelmiş. Hüseyin gittikçe huysuzlaşmış. Sağa sola saldırır olmuş. Ağabeysi Arap Süleyman, dayısına haber salmış, gelsin, Hüseyin'i alıp gitsin diye. Hatırladığım kadarıyla Şakir Dayı, önceleri pek umursamadı bu habere. Söylentidir dedi, geçti. Zaten köylüler bile "bir hoş" olan Hüseyin'i, istemez olmuşlardı.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Sıcak bir yaz günüydü... Bahçede pamuk suluyordum. İyice yükselen yaz güneşi, adamın beynine vuruyordu. Bunalmıştım. Yarım yamalak birkaç türkü söyledim, olmadı. Sonra mandalları peşi sıra açmaya ve artezyenden gelen suyu boş bırakmaya karar verdim. Bir incir ağacının gölgesine çekildim, azık çıkınımı açtım. Tam ilk lokmayı ağzıma alıyorken;</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Kolay gele, bereketli olsun dayım!" diye bir ses duydum.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Boş bulunduğum için ürktüm, irkildim.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Aynı ses;</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ne o? Korktun mu?" dedi.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Hüseyin'in sesiydi bu. Köylülerin "bir hoş olmuş" dedikleri Hüseyin, işte yanımda duruyor, keskin gözleriyle bana bakıyordu. Yüzünde yara izleri vardı. Gürbüzleşmiş, kocaman bir delikanlı olmuştu. Köylük yerde adettendir, misafir sofraya buyur edilir, Allah ne verdiyse, katıklar paylaşılır.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Gel otur, buyur dayı!" dedim.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Ürkek ürkek sofraya oturdu. Sigarasının sararttığı parmakları titriyor, normalden büyük tıkımlardan ilkini çiğnemeden bir ikincisini, üçüncüsünü olanca çabukluğuyla ağzına götürüyordu. Tıkanacak sandım. Besbelli birkaç günden beri açtı. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Köye gelince, seni sordum." dedi. "Burada olduğunu söylediler dayım. Hemen geldim."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ne iyi ettin!" dedim. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span>Yemekten sonra bir "İkinci" yaktı. Dumanını derin derin içine çekti. Sonra, sanki birdenbire hatırlamış gibi:</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Sana selâm getirdim. Haftaya düğün var da dayım." dedi. "Birlikte gideriz, olmaz mı?"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Olur!" dedim sadece ve suyun başına gittim. Kendi kendime düşündüm: Nasıl olur da Hüseyin, bir hoş olurdu? Yani deli olurdu. Bir türlü çıkaramadım. Konuşması düzgündü. Davranışlarında da bir acayiplik yoktu. Boş bıraktığım suya, yeniden düzen verdikten sonra, incir ağacının yanına geldim. Hüseyin, haber bile vermeden çekip gitmişti. Bu davranışına şaştım kaldım. Akşam köye dönerken, yolda, Köşklü Dayı'ya rastladım. Atmışına merdiven dayamış olan bu adam;</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Biliyor musun, Şakir'in Hüseyin döndü?" dedi.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Bilmiyormuş gibi davrandım. </font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;</span><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ne zaman?"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Bugün ikindiye doğru yanıma geldi. Açmış, karnını doyurdum!"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ya, öyle mi?"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ya, ya!"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Hüseyin'in önce bana gelip karnını doyurduktan hemen sonra, Köşklü İsmail Dayı'nın yanına gittiğini anladım.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Koca adam;</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Bir korktum ki, sorma!" dedi. "Elin delisi, nerden akıl etti bilmem?"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Seni severdi."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Bir düğün mü varmış, neymiş? Davet etti, yemek yedi, hiç haber bile etmeden çekip gitti."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Düğün mü?" dedim. "Ne düğünü?"</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>- "Ne bileyim ben? Düğünmüş işte... Geçende Çalıköylü Ali anlattıydı. Onları da hep düğüne davet edermiş."</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Batı yakasında, Sason Dağları'nın arkasına doğru alçalışına devam eden güneş, iri bir sarı gül hâlini almıştı. Biraz sonra, adamı büyüleyen, bir bilinmez korkulara salan bu sarı gül kaybolacak ve mor dağların eteklerinden sökün eden lacivert gölgeler, perde perde kâinatı saracak, köyüm de karanlıklar içinde kalacaktı. Koyu karanlıklar içinde ufak tefek kımıldanışlar sezilecek, köyün köpekleri hep bir ağızdan havlamaya başlayacaklardı. Bazı evlerde, gaz lâmbasının donuk ışığı altında, gözlerinde korku ya da merak izleri okunan belli belirsiz yüzler, "bir hoş olmuş" dedikleri Hüseyin'in köye dönüşünden söz edecekler, geçen günün yorgunluğunu göz kapaklarında duyarak, derin bir uykuya dalacaklardı. Sonra gelen günlerde bile, köylümün hayatı değişmeyecek, yalnız, kocamışlar bu dünyadan el etek çekecek, küçükler büyüyecek, "bir hoş olmuş" Hüseyin'in hikâyesi gittikçe yankılaşarak yeni nesiller tarafından garip bir efsane gibi anlatılacaktı.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Artık herkes, yedisinden yetmişine, hep Hüseyin'den söz ediyor, Şakir Dayı'nın evi göz aydına gelenlerin çokluğu yüzünden, dolup dolup boşalıyordu. Şakir Dayı olsun, karısı Hatice Kadın olsun, Hüseyin'i hoş tutuyorlar, bir dediğini iki etmiyorlardı.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Okulların açılması üzerine köyümden ayrıldım. Sırasıyla ortaokulu ve liseyi bitirdikten sonra da, bir yüksek okula başladım. Zaman zaman, Hüseyin üzerine anlatılan hikâyelere kulak kabartıyor, çocukluk arkadaşıma acıyordum. Hüseyin, ilk günlerdeki sakinliğini kaybetmiş, çoluğa çocuğa saldırmaya başlamıştı. Kılık kıyafeti gittikçe dökülmüş, karısı Güllü'yü terk etmiş, eski tokat yatağındaki bir gözlü çit evinde yalnız yaşar olmuştu.</font></font></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none"><font size="3"><font face="Times New Roman"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Serin bir yaz günüydü. Hacı Abdurrahman'ın kahvesinde arkadaşlar ve köylüler ile oturuyorduk. Karşıdaki Köy Odası Kahvesi bomboştu. Bir ara, avlu duvarının üzerinde bir o yana, bir bu yana dolaşan Hüseyin'i gördüm. Bir şeye sinirlendiği, bir şeyler yapacağı belliydi. Arkadaşlarımdan ayrıldım, ona doğru gittim. Ne de olsa beni sever, sayardı. Ne desem, peki der, beni kırmazdı. Aramızda iki üç metre kala, sağ kolunu havaya kaldırdı, sendeler gibi oldu, düşecek sandım. Doğruldu, gözlerini bana çevirdi:<